BLOGUMA HOSGELDINIZ



ANA SAYFAYA DÖN SIK KULLANILANLARA EKLE AÇILIŞ SAYFASI YAP



Hakkımda

sitemde kızlarla ilgili şeyler var eğlenmen şartıyla iyi eğlenceler....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler


Favorilerim


Arkadaşlarım

elagirl

eladankodlar

bilgimarketi

gruphepsiylehersey

orumcekbirisi

fatohaber

pembebalonn


19/4/2008 - Banner

arkadaşlar Banner isteklerinizi yazarmısınız? Ama şimdilik sadece Banner.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




4/3/2008 - AcI oLaY (okursanız iyi olur)

arkadaşlar dün çok acı bir haberle karşı karşıya geldim... evet olay şu:

Keşmir, Hindistan ve Pakistan arasında yıllardır süregelen ve yine binlerce sivilin hayatını kaybettiği bir savaşın yaşandığı bölgedir. Ülkede İngiliz sömürgesi sona erdikten sonra Hintli Müslümanlar Hindistan'dan ayrılıp Pakistan'ı kurdular. Pakistan ve Hindistan arasında nüfus mübadelesi yapıldı. Hindistan sınırları içinde yaşayan çok sayıda Müslüman Pakistan'a göç etti. Ancak nüfusunun ezici çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Jammu/Keşmir eyaleti, Hint yönetiminin oyunları ve İngilizlerin desteğiyle Hindistan egemenliğinde kaldı. O tarihten bu yana Keşmir çok büyük katliamlara sahne olmaya devam etmektedir. Keşmirliler Pakistan'a katılmak istemekte ve genelde bağımsızlık talebi gütmemektedirler. Fakat Hindular'ın Müslümanlar'a yaptığı baskı gün geçtikçe daha da artmaktadır. Hatta Hintliler Keşmirli Müslümanlar'a karşı kimyasal silah kullanmaktadırlar.

 

Keşmirli Müslümanlar Hint yönetimine direnmek ve bağımsızlıklarını kazanmak istemişlerdi ve bunun üzerine 1947, 1965, 1971 yıllarında üç büyük katliam gerçekleştirildi. On binlerce Keşmirli Müslüman öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi, çocuklar katledildi. 1990'dan bu yana da aynı katliam, soykırım ve asimilasyon politikası devam etmektedir. Uluslararası örgütlerin raporlarına göre yüzlerce kişi işkence sırasında ölmüş, binlerce kişi sakat kalmış, evler kundaklanmış, gazeteler ve İslami eğitim veren okullar kapatılmıştır. İnsanlar halen mağara benzeri yerlerde, çok zor şartlar altında yaşamlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Çoğu insan belki kendisinden kilometrelerce uzakta yaşanan bu katliamlar için "ne yapabilirim ki" diye düşünebilir. Ama bu, son derece insaniyetsiz ve Kurani yaklaşımdan uzak bir düşünce tarzıdır. Çünkü kitabın başında da vurguladığımız gibi inananların üzerine düşen sorumluluk en yakınındaki kişilerden başlayarak dinin tüm dünyaya anlatılmasıdır. Aşağıda Keşmir'deki mülteci kamplarını ziyaret eden bir gazetecinin aktardıkları verilmektedir. Yalnızca bu tasvirler dahi bir insanın vicdanını harekete geçirmek için yeterli olmalıdır. Sözkonusu gazetecinin yazısında, kamptaki hayat şu şekilde tasvir edilmiştir:

Ambor mülteci kampı 1990 yılında Camu Keşmir'den kaçan Keşmirliler için kurulmuş. Hayat standartları normalin çok çok altında. Küçük küçük toprak evlere insanlar adeta tıkışmış. Girdiğimiz tek odalı bir evde bir tek yatak var. Kaç kişi kaldığını sorduğumuzda aldığımız cevap "9 kişi" . Kampta toplam 1110 kişiden oluşan 214 aile yaşıyor. Hayat standartlarının çok düşük olduğunu görmek için topraktan yapılmış evlerden bir tanesine girmeniz yeterli. Evler genelde iki odalı. Odalarda birkaç tane kullanılamayacak çanak çömlek. Bir veya iki tane yatak.. Yataklara yatak demek için bin şahit gerekli. Köşede oturmuş bir anne, kucağında bebeği. Kimi zaman içerisinde tutuşturulmuş üç beş dal parçasının bulunduğu toprak ocakta kaynayan bir kazan. Etrafta kum veya yaş yiyecek adına hiçbir şey yok! Ama utandığımdan hiçbir kazanın kapağını açma cesareti bulamadım. Hangi çadıra girdiysek ortada ne yiyecek adına ne yatacak adına hiçbir şey görmedik! Çadırların birinde ortada yerde küçük eski bir bez parçası seriliydi. Belli ki yatak olarak kullanılıyordu. "Bu çadırda kaç kişi kalıyor.?" diye sorduğumda aldığım cevap "11 kişi" idi... Ve dışarda yine tek tük kaynayan bir saç kazan!Ambor mülteci kampı 1990 yılında Camu Keşmir'den kaçan Keşmirliler için kurulmuş. Hayat standartları normalin çok çok altında. Küçük küçük toprak evlere insanlar adeta tıkışmış. Girdiğimiz tek odalı bir evde bir tek yatak var. Kaç kişi kaldığını sorduğumuzda aldığımız cevap "9 kişi" . Kampta toplam 1110 kişiden oluşan 214 aile yaşıyor. Hayat standartlarının çok düşük olduğunu görmek için topraktan yapılmış evlerden bir tanesine girmeniz yeterli. Evler genelde iki odalı. Odalarda birkaç tane kullanılamayacak çanak çömlek. Bir veya iki tane yatak.. Yataklara yatak demek için bin şahit gerekli. Köşede oturmuş bir anne, kucağında bebeği. Kimi zaman içerisinde tutuşturulmuş üç beş dal parçasının bulunduğu toprak ocakta kaynayan bir kazan. Etrafta kum veya yaş yiyecek adına hiçbir şey yok! Ama utandığımdan hiçbir kazanın kapağını açma cesareti bulamadım. Hangi çadıra girdiysek ortada ne yiyecek adına ne yatacak adına hiçbir şey görmedik! Çadırların birinde ortada yerde küçük eski bir bez parçası seriliydi. Belli ki yatak olarak kullanılıyordu. "Bu çadırda kaç kişi kalıyor.?" diye sorduğumda aldığım cevap "11 kişi" idi... Ve dışarda yine tek tük kaynayan bir saç kazan!
 
Keşmir'deki Hintli Müslümanlar yıllardır, kendilerine yapılan zulme sabrettiler. Kuşkusuz bu işkencelerin durması için Kuran ahlakının herkes tarafından yaşanması tek çözümKeşmir'deki Hintli Müslümanlar yıllardır, kendilerine yapılan zulme sabrettiler. Kuşkusuz bu işkencelerin durması
Kosova'da Yürütülen Etnik Temizlik

Kosova'nın içinde bulunduğu bölge 1912'deki Balkan Savaşı'na kadar Osmanlı egemenliği altındaydı ve halkının çoğunluğu Müslümanlar'dan oluşuyordu. Osmanlı hakimiyetinin sona ermesinden sonra da bölge halkları bu mirası devam ettirmişlerdi. Soğuk savaşın bitiminden sonra dünya üzerinde yeni bir dönem başladı. Özellikle de Balkanlar'da rejim ve harita değişiklikleri yaşandı. Osmanlı'nın mirasını devam ettiren kuşak da, bu değişimin tam merkezinde yer aldı. Bosna'da ve Kosova'da yaşananlar bunun bir sonucudur. Kendi döneminde bir "denge unsuru" olan Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra ortaya çıkan boşluğu Dünya Savaşları ve kurulan yeni devletler dolduramadı ve yaşanan çatışmalar bu boşluğun bir göstergesi oldu.

2 milyon nüfuslu Kosova, Sırbistan'ın yüzde 12'si büyüklüğünde. Yüzde90'ı Müslüman Arnavutlar'dan oluşuyor. 1989 tarihinden itibaren Kosova'yı polis baskısı altında tutan ve Kosovalılar'ın kendi dillerinde eğitim yapma haklarını kaldıran Sırplar, 28 Şubat 1998 tarihinden bu yana Kosova'da büyük bir katliam gerçekleştirmişlerdir. 
2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da yaşanan en büyük soykırım operasyonu ile Sırplar, Kosova nüfusunun yüzde 90'ını oluşturan Müslüman Arnavutlar'ı yok ederek bölgeyi Sırplaştırmak istiyor. Sırplar'ın bu planlarını, Bosnalı Müslümanlar'a karşı gerçekleştirdikleri acımasız katliam ve sistemli tecavüzlerin verdiği korkular da kolaylaştırıyor. Sırplar, zorla boşalttıkları köylere Sırp aileler yerleştirerek, demografik yapıyı lehlerine değiştirmek suretiyle sonuca ulaşmak istiyorlar. Hatta NATO sözcüsünün verdiği bilgilere göre, Sırplar Kosovalı Müslümanlar'a ait kültürel kimliği tamamen silebilmek için tapu ve evlilik kayıtlarını bile tahrip ediyorlar.
Sırp akserleri ilk önce Boşnaklar'ın bulunduğu köylerin etrafını çevirip, bölgeye giriş çıkışı tamamen kontrol altına alıyorlardı. Daha sonra çember yavaş yavaş daraltılıyor, gece-gündüz yapılan taciz ateşleri yoğunlaştırılıp, halkın paniğe kapılması sağlanıyordu. Daha sonra "Meydanda toplanıp, teslim olun!" diye çağrılar yapıp, "Yoksa ölürsünüz!" diye tehditleri savuruyorlardı. Meydanda toplanan halka ne yapılacağı ise Sırp askerlerinin isteğine kalıyordu...
Saraybosna'da tüm binalar hasarlıydı. Bazıları kurşun deliklerinden harap durumdaydı. Göktedelen sayılabilecek binaların tümü bombalanmıştı. Hemen her binada kurşun ve yangın izleri vardı. Yollarda roketlerle parçalanmış otobüs ve tramvay enkazları duruyordu. Camı sağlam tek bir ev bile yoktu.

Bosna'da Sırpların kurduğu esir kamplarından bir görüntü.

Bosna'da mezarlarda yer kalmadığı için böyle bir mezarlık sistemi oluşturulmuştu.

Genelde Sırp askerleriyle kuşatılmış durumda olan köylerde yiyecek girişi tamamen askerlerin insafına bağlıydı. Tüm insanlar, açlık, hastalık, yokluk ve ölümle yüzyüze yaşıyorlardı. Kaçmaktan başka bir şansları kalmadığını düşünenler günlerce dağ bayır, çıplak ayakla. soğukta yürüdükten sonra güvenli yerlere sığınıyorlardı. Bu mülteciler savaşın başka bir yüzünü gösteriyordu. Çünkü çadırlarda sefalet içindeki hayat korkunçtu. Binlerçe mütleci çocuk ailelerinin çaresizliğini ve korkusunu onlarla birlikte yaşıyorlardı.

En Büyük Müslüman Ülkede İslam karşıtı Diktatörlük: Endonezya

Uzakdoğulu Müslümanlar'ın yaşadığı zorlu hayat da dünyanın diğer savaş halindeki ülkelerinden hiç farklı değildir. Endonezya dünyanın en büyük Müslüman ülkesidir. Bu bölge Avrupa kıtası kadar geniş bir alana yayılmış olan Uzakdoğu takımadalarından oluşur ve 200 milyonu aşkın nüfusa sahiptir. Halkın %87'si Müslüman olan Endonezya'da 300'den fazla etnik grup yaşamakta ve Müslüman topluluk çok büyük bir baskı görmektedir.

Uzun süre Hollanda sömürgesi olan Endonezya'da yönetim ülkenin %7'sini oluşturan Java kökenlilerdedir. İktidara geldikten sonra ülkede tam bir hakimiyet sağlamaya çalışan Javalılar, bunu başarabilmek için ülkenin etnik yapısı son derece karmaşık olmasına rağmen, Endonezya milliyetçiliği -diğer bir deyişle Java milliyetçiliği- kavramını ortaya attılar. Bu milliyetçilik dayatmasına karşılık 1953 yılında Açe Sumatra Müslümanları bağımsız bir devlet kurduklarını ilan ettiler. Bunun üzerine yönetim Müslümanlar'ı vatan haini ilan etti ve katliamlara girişti. Bu arada 1968 yılında başa ABD destekli General Suharto geçti ve Uluslararası Af Örgütü'nün verdiği rakamlara göre 1 milyona yakın kişiyi katletti.

1998 yılında 7. kez devlet başkanlığına getirilen Suharto rejimi tüm yönetime kendi yakınlarını getirdi. Bunun üzerine baskıcı rejime ve ekonomide yaşanan her türlü zorluğa karşı yıllardır hayatını devam ettirmeye çalışan halk sokaklara döküldü. Ülkedeki pek çok ürüne yüzde yüze varan zamların yapılması zaten çok büyük bir yoksulluk içinde boğuşan halk için bardağı taşıran son damla oldu ve Başkent Jakarta savaş alanına döndü. Askeri yönetim silah kullanarak bu ayaklanmayı durdurmaya çalıştı ve yine binlerce masum insanı katletti ve olaylar hala durulmak bilmiyor. Oysa halkın istediği tek şey daha iyi şartlar altında yaşamak, baskı ve zulümden kurtulmaktı.

Ancak Suharto'nun istifası da düzenin kurulması için yeterli olmadı. Bundan sonra pek çok yönetim değişmesine rağmen, Endonezya'daki çatışmalar bir türlü dinmek bilmedi.

Bu tip adaletsiz bir ortamın, zulmün, kargaşanın önünün alınmasının tek yolu kitabın başından beri ifade ettiğimiz gibi Kuran ahlakının yaşanmasıdır. Çünkü Kuran ahlakının yaşanması, fikir ayrılıkları, maddi eşitsizlik, adaletsizlik, şiddet gibi olayları ortadan kaldırır. Bu tarz olayların yaşanmadığı toplumlarda da zulüm ortamı oluşmaz.
 

Geçtiğimiz Mart ayında başlayan büyük mülteci göçü Kosova'nın bütün şehirlerini hayalet şehir haline getirmişti. Evlerinden, yurtlarından ayrılan insanlar soğuk ve yağışlı günlerde çoluk cocuk yollara düşüp, herşeylerini geride bırakmışlardı. Yaklaşık üç ay sonra ise apayrı bir dünyaya döndüler. Yakılan ve yıkılan evler, kayıp yakınlar, hasta çocuklar, yağmalanmış eşyalar... Savaş vegöçten önce kimin durumu ne olursa olsun, bu andan itibaren herkes bir diğeri gibi hayata başlamak zorundaydı.
Kosova'da Sırplar'ın şiddetli bir soykırım kampanyası yürüttüğü, bölgedeki görevlilerin raporlarıyla da doğrulandı. Halkı ve mültecilere çok büyük zulüm, işkenceler ve eziyetler yapıldı. Kadınlara tecavüz edildi, çocuklar, hamile kadınlar öldürüldü, her türlü bina imha edildi. Şu ana kadar 100 binden fazla kişinin öldürülmüş olabileceği söyleniyor. Bu arada göç edenlerin durumu da içler acısı. Makedonya-Yugoslavya sınırında 250-300 bin civarındaki göçmen içinden 20'den fazla bebeğin ve bir o kadar yaşlı insanın sadece bu bekleyiş sırasındahayatlarını kaybettikleri bildiriliyor.
Sırplar'ın Arnavutluk-Yugoslavya sınırında bulunan Morino sınır kapısından geçişine engel oldukları 10 bin mülteciyi geri götürüp vurulması muhtemel stratejik tesislere kapattıkları biliniyor. Arnavutluk'un Roma Büyükelçiliği ise 25 bin Kosovalı mültecinin kayıp olduğnu belirtiyor. NATO Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı'na (SHAPE) göre 960 bin Kosovalı, mülteci durumuna düştü. 
UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu)'nin verdiği bilgiye
1986 yılında Endonezya'da başa General Suharto geçti ve Uluslararası Af Örgütü'nün verdiği rakamlara göre 1 milyona yakın kişiyi katletti. Resimlerde çoğunluğu Müslümanlar'ın oluşturduğu bu ülkede, Müslümanlar'a karşı izlenen baskı ve zulüm politikasını görüyoruz.

Radikal Gazetesi, 21/10/99
Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." Muhakkak elleriniz ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim."

(Araf Suresi, 123-124)

dayanan İngiltere Dışişleri Bakanı, Kosova'nın dağlık arazisinde 400 binin üzerinde sivil Arnavut'un dağınık halde bulunduğunu, bu kişilerin açlık sorunu çektiklerini ve sürekli ölüm tehdidi altında buluduklarını belirtti. UÇK yetkilileri, Berişa Dağı'nın eteklerine sığınan yaklaşık 40 bin sivil Arnavut'un Sırp tank ve topçu birlikleri tarafından bombardımana tutuluğunu belirtiyorlar.

Onlar, 24 Mart'ta başlayan NATO operasyonu sonrasında en ilkel ulaşım araçlarıyla veya günlerce yürüyerek göç etmek zorunda kalan 300 bini aşkın Kosovalı aileden sadece biri. Geride kalıp katliamlara, tecavüzlere maruz kalanlar ya da yoğun kış şartları sebebi ile yolda hayatını yitirenleri düşündüklerinde durumlarını çok iyi görüyorlar. Yeni göç dalgası ile birlikte son bir yol içerisinde Kosova'dan göç etmek zorunda bırakılan Kosovalılar'ın sayısı 500 bin gibi yüksek bir rakama yaklaşıyor.

Bosna'da Üç Yıl Devam Eden İnsanlık Dışı Katliam

Bosna'da üç yıl boyunca Müslümanlar'a karşı yürütülen vahşet, yeryüzünde zulüm gören insanların durumunu anlatmak için önemli bir örnektir. Sırplar Nisan 1992'de başlattıkları bu savaş sayesinde Müslümanlar'ı birkaç haftada yok edeceklerini ya da göçe zorlayacaklarını hesaplıyorlardı. Ama Bosnalı Müslümanlar'ın oluşturduğu ordu çok kısa sürede toparlandı ve kimsenin ummadığı bir direnç gösterdi. Savaş 1995 baharına kadar sürdü. Ve bu savaş boyunca tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı. Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslümanlar'ın sayısı 200 bini aştı, 2 milyon insan evlerinden sürüldü, 50 bine yakın Müslüman kadına tecavüz edildi, Sırp toplama kamplarına alınan Müslümanlar'a inanılması zor işkenceler yapıldı, on binlercesi sakat kaldı… İşin en dikkat çeken yanı ise Bosnalılarla, onlara bu vahşeti uygulayan Sırplar'ın aynı ırktan olması ve aynı dili konuşmasıdır. Tek fark dindir. Diğer bir deyişle Bosna'da ve Kosova'da yaşananlar tam anlamıyla bir din ayrımcılığıdır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Gizli El Bosna'da, Harun ) Yahya, Vural Yayıncılık
için Kuran ahlakının herkes tarafından yaşanması tek çözümdür

Dünyayla Tüm Bağlantıları Koparılan Bir Müslüman Topluluk:
Doğu Türkistan'da Yaşayan Uygur Türkleri

Doğu Türkistan, belki çoğu kişinin adını duymadığı ya da yerini bile bilmediği bir ülkedir. Türkiye'nin iki katı kadar yüzölçümüne sahip bu bölgede dinini yaşamak isteyen Müslüman halkın komünist Çin rejiminden çektiklerinden ise insanların haberi bile yoktur. Topraklarına giriş ve çıkışın yasak olduğu bu Müslüman Türk topluluğun bir adı Uygur, Çinliler'e göre ise Sincan Eyaleti'dir. Kesin bir bilgi edinmek mümkün olmamasına rağmen, ilgili dernek ve kuruluşların tahminlerine göre Doğu Türkistan'da bugün 20 ila 30 milyon Uygur yaşamaktadır.

Doğu Türkistan'ı Çin açısından bu kadar değerli kılan doğal kaynaklarıdır. Tarım Ovası'nda keşfedilen petrol yataklarına yeni araştırmalarla her geçen gün yenileri katılmaktadır. Çin resmi kaynaklarına göre bu bölgede 20 ila 40 milyar ton arasında petrol rezervi bulunmaktadır. Bazı batılı petrol şirketleri de bu potansiyelin Suudi Arabistan'ın petrol rezervlerine eş değerde olduğunu iddia etmektedirler.

Doğu Türkistan yaklaşık 250 yıldır Çin egemenliği altında yaşıyor. Bağımsızlık için giriştikleri her türlü çaba şiddetle bastırıldı. Çinliler bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan'ı kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmesinden sonra Doğu Türkistan'daki Müslüman halklar üzerindeki baskılar daha da arttı. Asimile olmayı reddeden Müslüman halklar vahşice katledildi, her türlü hakları ellerinden alındı. 1949 yılından günümüze yaklaşık olarak 35 milyon kişi öldürüldü. Halkın hayatta kalan bölümü ise çok büyük işkence ve eziyetlere maruz kaldı. İnsanlar diri diri toprağa gömüldü, kadınlara tecavüz edildi… 1953 yılında bölgede % 75 Müslüman'a karşılık % 6 Çinli varken bu sayı 1990 yılında % 40 Müslüman'a karşılık % 53 Çinli olmuştur. Bu sayı yaşanan soykırımın çok önemli bir göstergesidir.

Bu bölgede yaşananların Kosova'da ya da Bosna'da yapılanlardan tek farkı ise Dünya ile bağları tamamen koparıldığı için bilgi almanın çok zor olmasıydı. Çin, internet üzerinde bilgi alışverişini dahi çok sıkı kontrol altında tutmuş, yani bu ülkede yaşananların duyulmaması için çok büyük bir çaba sarf etmişti. Dünya ise buradaki masum, savunmasız halkın yaşadıklarını görmezlikten gelmiş ve Çin'in bir iç sorunu olarak tanımlamıştır. Kısaca Doğu Türkistan'da gerçekleştirilen soykırım, komünizm ve dinsizliğin yaşandığı Çin gibi ülkelerde insan hayatının ne kadar "ucuz" görüldüğünün çok açık bir göstergesidir. Kendi anlayışına sahip olmayan insanları yok etmek, kobay gibi kullanarak üzerlerinde deneyler yapmak, en insafsız işkenceleri uygulamak bu karakterdeki insanlarca çok makul görülebilmektedir. 

Akit Gazetesi, 5/1/99
Çin sınırları içinde kalan Türkistan'ın doğu yakasındaki soykırım şiddetlenerek devam ediyor. Camilerden toplanan kadınlar Çin milis gücleri tarafından sopalarla dövülerek emniyete götürülüyor ve birçoğu işkenceyle öldürülüyor. Tutuklanmalar, işkenceler devam ediyor. 4-7 Şubat 1997'de sadece üç gün içinde 3500 Uygur tutuklanıp, kamplara götürüldü. 1997 yılında toplam tutuklu sayısı 70 bini aşmış durumdaydı. Kısırlaştırmalar, toplu kürtajlar, bölgede nükleer denemeler, sistematik olarak bölgeye göç ettirilen Çiniller'in verdiği rahatsızlıklar, işsizlik, ibadet yapılmasına izin verilmemesi, eğitimin engellenmesi, çocuk yaştaki gençlerin hapishanelere kapatılması halka zulmeden sistemin parçalarıdır. Üstelik bu halkın bağımsızlık gibi bir talebi de yoktur, sadece huzur ve dinlerini rahatça yaşamak istemektedirler.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




23/2/2008 - YILDIZ RESİMLERİ


 


 

 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




23/2/2008 - şiirlerim

 


Simli Resim

Simli Resim

Simli Resim

Simli Resim

Simli Resim

Simli Resim
            
ARKADAŞLAR BU ŞİİR VB. ŞEYLERLERİ BİZDEN ALIYORSUNUZ SONRA SİTELERDE YAYINLIYORSUNUZ İZİN ALIP YAYINLASANIZZ????      
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




23/2/2008 - BU YAZILARI EKLEYEBİLİRSİNİZ


Simli Resimler

Simli Resimler

Simli Resimler

Simli Resimler

Simli Resimler
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




23/2/2008 -

EN SEVDİĞİM OYUNCU


 
DAN

 
 
 
YA SİZİN???????????????????????????????           
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




20/2/2008 - MSN NİCK OLUŞTUR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




14/2/2008 - anket

sitem
sizce sitem nasıl???

iğrenç
kötü
eh işte
orta
güzel
çok güzel
harika! vazgeçilmez


Şu Andaki Durum
Bağlantı





<- :: Sonraki Sayfa ->




Takvim


Gazeteler


Online Müzik

Online Müzik Dinle

Çeviri Yap

Türkçe - Ýngilizce Sözlük
ç - ý - ð - ö - þ - ü
Kelime:


Arama Motoru